Blog / Unutursan Darılmam #3


Ekim 2022’de gerçekleşecek bir sergi için Unutursan Darılmam’ın proje açıklamasını bu sefer Türkçe yazdım. Asıl metnin çevirisi değil; yeni, derli toplu bir toplam. Hikayenin adı Türkçe olmasına rağmen, bu kendisiyle ilgili ilk ya da ikinci Türkçe metin.



Bu hikayedeki her şey, İstanbul’daki bir evin bir odasında geçiyor.

Arka plan hikayesi: Tüm bu olanlar başlamadan önce belgesel fotoğrafçısı olarak çalışan sanatçı, 2019’un Mart ayında bipolar bozukluk tanısı aldı. İlaç tedavisine başladı. Yaşadığı ağır depresif epizot sebebiyle, psikiyatrist ziyaretleri ve kendini zorlayabildiği nadir zamanlar haricinde dışarı çıkamıyordu. Yıl boyunca yalnızca on defa evden çıkabildi. Fotoğraf makinesi her seferinde yanındaydı; şehri görebildiği bu nadir zamanlarda merak ve hevesle fotoğraf çekiyor, daha sonra bu fotoğrafları odasına getirip onlar üzerinde çalışmaya başlıyordu. Aylarını aynı fotoğraflara bakıp onları düzenleyerek, onlar hakkında düşünerek veya yazarak geçiriyordu.  Bu seçkide, o dönem çekilmiş fotoğrafları görüyorsunuz.

Psikiyatrik bozukluklar, toplumda kişisel bir mücadele olarak var olur; tecrit ve yabancılaşma ise bunun en belirgin yan etkilerindendir. Seri, sanatçının iç mücadelesini dışarı çıkarıyor ve teşhisi henüz konmuş hastalığının etkilerini, İstanbul’un yüzeylerinden yansıtıyor.

Fotoğraflarda, İstanbul’un günlük yaşamından anlar ve bu anların fotoğrafçıda uyandırdığı hisleri izliyoruz. Ağır ilaçlar eşliğinde tedavisi süren birinin zihninde olup bitenleri, şehrin detayları aracılığıyla gözlemliyoruz. Fotoğraflardaki kurgulanmamış sahneler çoğu zaman sakin, bazen ürpertici, oldukça huzursuz ama aynı zamanda sevgi dolu.

Bir duygudurum bozukluğu ile on altı milyonluk bir şehirle etkileşime geçmek: Seri, belki de, daha az kaotik bir yerde yaşamaya duyulan o bitimsiz istek veya hem şehrin, hem de sanatçının ruh halini anlamaya teşebbüs etmekle ilgili.

Fotoğrafçının yaşama tutunduğu anlara şahitlik ediyoruz. Endişe verici hızla değişen bir şehir ve bu değişimi aylar süren aralıklarla gözlemleyebilen bir sanatçının bakışıyla, bu karşılaşılan anlar, bize bir yardım çağrısını ima etmekten çok, bir şahitliğe daveti temsil ediyor ve şehrin bir psikocoğrafyasını işliyor.

Hikayeden bir soruyla ayrılıyoruz: Burada kim unutuluyor; sanatçı mı, şehir mi? Seri, fotoğrafı kullanarak, şehir ve sanatçı için ortak ve kalıcı bir hafıza oluşturuyor. Fotoğrafçı, artık o odayı terk etti ama seri devam ediyor, çünkü Unutursan Darılmam serisinin fotoğrafları, artık kendi aracılığıyla şehri de anlamaya dair, süreğen bir çalışmaya dönüşüyor.

︎︎︎ Index