Ci Demi

I make stories about İstanbul.

︎︎︎ Stories
︎︎︎ Words
︎︎︎ Information
︎︎︎ Contact

︎ Newsletter
︎ Instagram
︎ Links
Random
Unutursan Darılmam
İstanbul'dan Korkuyorum
You Owe Me Another Life
Eminönü Blues
How to Panic Gracefully
Dark Blue Doors And Good Intentions
Camera Zero
Will the World End in the Daytime
Fabric
How Long Is Your Stay

Ci Demi

I make stories about İstanbul.

︎︎︎ Stories
︎︎︎ Words
︎︎︎ Information
︎︎︎ Contact

︎ Newsletter
︎ Instagram
︎ Links

A Coup of Tea

Bir Coup Çay
Bir flaş patladı: Fotoğraf mı çekmiştim, yoksa bir kıyamet alameti gerçekleşmek için bu anı mı seçmişti? "Aynı şey" diyeceğim, ama o kadar dramatik değilim. Boğaz Köprüsü'ndeydim, oraya tam olarak nasıl vardığımı halen hatırlamıyorum. Yanağın tam kalbiyle buluşan bir tokat ile birkaç gökdelene aynı anda saçılan bir yıldırımın ortalaması gibi bir şaklama, art arda; sayamadım. Herkes asfaltı soluyordu, görüş açılarında birilerinin ayakkabıları ve devrilirken akciğerlerinden dışarı uğrayan nefesler vardı; sayamadım. Her biri yerçekimiyle inatlaşan adımlarım gövdemi taşıyamaz hale geldiğinde yere düştüm, isyan eden herkes gibi yerlerde sürüklendim; Kuzguncuk'taydım.

Üsküdar'a vardığımda sabah olmuştu. Basın kartım, yabancı bir gazeteci olduğumu söylüyordu. Kuralları olmayan bir savaşta ellerimi yukarı kaldırıp ilerleyecek kadar saf değildim. Neyse ki, siyah giymeyi akıl etmiştim. Ben de o gece bir kedi oldum: Sürtünmediğim duvar, tırmanmadığım çatı kalmadı. Ama sabahı karşılamayı başardım; savaşın bittiği haberini Twitter'dan çoktan almıştım. Kalabalığı omuzumla yararak olup bitenin bir parçası oldum. Konforluydu, gerçeküstüydü ama akbil sesini duyduğumu hatırlıyorum: Pekala her şey olağan haline dönecekti, bu kesindi.

Bir tankın üstüne tırmandım, askere gitmediğim için tam olarak nerede olduğumu bilmiyordum. Apansızın tankın içinde olmak istedim ama sonra vazgeçtim; "Ya biriyle karşılaşırsam?" Ben de gördüğüm her şeyin fotoğrafını çekmeye başladım, bir şeyle meşgul görünmek daha güvenliydi. Hesaba katmadığım şey, buradan nasıl ineceğimdi; öngördüğümden çok daha yüksek bir yerdeydim. Yine de atladım, en kötü ne olabilirdi ki? İki ayağımın üstüne düştüm, başka bir boyutta dizlerim parçalanmıştı, hiç kimse bana bakmadı. Önemli olan da buydu. Ben bir kediydim, simsiyah giyinmiştim, az önce üstüne bastığım karaltı büyük ihtimalle kandı.

Sonra, tankın hemen önüne park etmiş bir minibüs dikkatimi çekti. Karşısında bir sıra vardı ve penceresinden dışarı çay uzatılıyordu. Ben de sıraya girdim. Gözlerimin arkasında gece boyunca şaklayan ve biri aniden nefesini içine çekmiş gibi karanlığın rastgele yüzeylerine saplanan mermilerin çizdiği ateş böceği atlas oynuyordu. Tankın üstüne çayını bırakan adamın fotoğrafını sonra çekecek, dosyayı dört yıl boyunca bir harddiskte tutacak ve nihayet bunca zaman sonra komik bulacaktım. Aslına bakarsanız, gülmekten yanaklarım ağrıyacaktı. Ama o an gözlerim, milyon yaşında bir köpekbalığınınkiler kadar donuktu.
Ci Demi, MMXXI